|
Kemah’ın “ Tarih
öncesi çağları hakkında kesin bilgilere sahip değiliz. Ancak,Erzurum
çevresi gibi komşu yörelerde yapılan bazı araştırmalar, bölge tarihinin
umumi manada, insanlık tarihinin en eski devirlerine, yani “Paleolitik
Çağ”a (Yontma Taş Devri) kadar götürmektedir.
Müteakib devirlerde ise Kemah bölgesinin ön tarihi hakkında
bilgilerimiz ilmi boyutlar kazanmaya başlar: “Son Kalkolitik” ve “İlk Tunç
Çağ “ devrelerinde Doğu ve Güney-doğu Anadolu’da -Karaz türü
çanak-çömlekleri adı ile tanımlanan- yaygın ve homojen, kendine has
eserleriyle bir kültür gurubu ortaya çıkar. “Karaz-Kültürü” adının
yanısıra, buluntu yerlerine göre çeşitli isimler altında tarif edilen bu
kültür, gerçekte çok mühim bir tarihi hadiseyi ve gelişmeyi
yansıtmaktadır. Adı geçen arkeolojik materyal Hurrilere ait olup, dil
yapısı bakımından Ural-Altay dil ailesi ile yakınlık gösteren bu kavmin
çeşitli kollar halinde Trans-Kafkasya, Kura-Aras yöresinden Doğu Anadolu
ve komşu bölgeler üzerine yaptıkları göç ve yayılmaları belgelemektedir.
Araştırmacılar Kemah’ın yer aldığı Erzincan yöresini de, bu kültürün
gelişim bölgesi içinde zikrederler.“Tarihi Çağlar” da, Kemah ve çevresi
hakkındaki aydınlatıcı bilgileri, Hittit ve Assur çivi yazılı
kaynaklarından edinmekteyiz: M.Ö.III. bindeki Hurri kabilelerinin ve
Urartular gibi akraba boyların göçlerini müteakib, M.Ö.II. binde Doğu
Anadolu’da birtakım küçük feodal beyliklerin teşekkül ettiği görülür.
Bunlardan birisi de Kemah yöresindeki beyliktir.
Hittit kaynaklarında, Erzurum ve Erzincan arasındaki bölge “Hayaşa/Hajaşa”
olarak geçmektedir. Hititlerin amansız düşmanı olan Hayaşa beyliği’nin
Kral I. Şuppiluliuma (M.Ö 1375-1345) devrinde bir çok çetin mücadelelerden
sonra Hitit devletine tabi olduğu anlaşılmaktadır. Kaynaklara göre, bir
ara durmuş olan Hitit-Hayaşa çekişmesi,Şuppiluliuma’nın ölümünden sonra
tekrar alevlenmiştir .Bunun üzerine oğlu II. Murşillis, Hitit devletine
karşı ayaklanan Hayaşalı’larla Kemah yakınlarında savaşmak zorunda
kalmıştır. Anlaşıldığına göre Hititlerle mücadeleye devam eden Hayaşalılar,
yeniden bağımsızlıklarını elde etmişlerdir.
M.Ö. XIII. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Assur devletinin Ön
Asya’da gittikçe kuvvetlenmesi üzerine Doğu Anadolu’nun siyasi durumunda
büyük değişikliler görülür: Doğu Anadolu ile Assur arasında bir “ tampon
devlet” niteliğinde olan Hurri-Mitanni (Hanigalbat) devletinin
zayıflayarak tarih sahnesinden çekilmesini fırsat bilen Assur, Doğu
Anadolu’ya amansız akınlar düzenlemeye başlamıştır. Bunun üzerine yukarıda
zikrettiğimiz Hurri kökenli ve akraba Urartu kabilelerinin meydana
getirdikleri Feodal beylikler, Assur’a karşı birleşirler. Böylece Doğu
Anadolu’da, merkezi Van Gölü olmak üzere gelecekteki Urartu devletinin
temelini oluşturan “ Uruatri” ve “Nairi” konfederasyonları, yeni bir
politik güç olarak ortaya çıkar.
Hitit kaynaklarında “Hayaşa” adı altında tarif edilen Kemah bölgesi,
Assur kaynaklarında zaman zaman Nairi konfederasyonunun hakim olduğu
topraklar dahilinde zikredilmektedir. Bu feodal beylik, konfederasyonunun
bir üyesidir.
M.Ö. IX. yüzyılın ikinci yarısında, Doğu Anadolu’ya yapılan Assur
seferleri gittikçe yoğunlaşır. Bunun üzerine, Uriatri ve Nairi
konfederasyonları, birleşerek Urartu devletini kurarlar. Bu sırada, Assur
kralı III.Salmanassar’ın (M.Ö.848-824) Fırat’ın kaynaklarına kadar ulaşan
seferleri sırasında Suhme bölgesini de fethederek yağmaladığı görülür.
Urartu kralı II. Argişti (M.Ö. 714-685) devrinde, Kemah ve Erzincan
yörelerinin Urartu devletine ilhak edilerek batı sınırında güçlü bir
eyalet merkezi haline getirildiği anlaşılmaktadır.Medleri takiben
Perslerin Doğu Anadolu’ya hakim olmaları ile- Kemah-Erzincan yöresi
dahil-Doğu Anadolu’nun büyük bir kısmı, Pers Kralı I. Dareiros’un yeniden
organizasyonu sonucunda-o çağlardaki adı ile-”Armina/Arminyia”
Satraplığına,yani XIII. Satraplık bölgesine dahil edilmiştir.
Bilahere Roma İmparatorluğu’nun hakimiyeti altına giren bu bölge,
Roma, Part krallığı ve yerli krallık arasındaki mücadelelerde,bir kilit
noktası teşkil etmiştir. Bölgede, Roma hakimiyetinin zayıflaması üzerine
birçok yeni prenslikler kurulmuştur. Birbirleriyle sürekli mücadele
halinde olan bu prenslikler zaman zaman Doğu Roma’nın veya İran’ın nüfuzu
altına girmiştir.
Kemah, eski çağlarda “Ani” ismiyle de bilinmektedir. I.Theodosios
(379-395) devrinde Kemah’ın bulunduğu bölgenin adı “Daranalis” olarak
geçer. Yine onun zamanında şehire “Theodosiopolis” adı verilmiştir. Şehir
daha sonraki devirde Anastasios tarafından yeniden kurulmuştur.
İslamiyetin zuhurundan kısa bir müddet sonra, bu bölge Arapların
akınlarına maruz kaldı. Araplar, burasını evvela H. 59 (M.678/679)’da,
sonra 710 senesinde, daha sonra H.105 (M.723/724)’de Mervan bin Muhammed
kumandasında ve tekrar Mesleme bin Abdülmelik idaresinde zaptetmişlerdir.
H.133 (M.750/751)’de Bizans İmparatoru Konstantin tarafından kuşatılması
üzerine, Abbasi halifesi Ebu Ca’fer el-Mensur, şehri Bizanslılara karşı
tahkim etti. Bununla beraber 754/755’de Kemah, tekrar Bizanslıların
hakimiyeti altına girdi. Bundan sonra burası, halifeler ile Bizanslılar
arasında birkaç defa daha elden ele geçti. Sonraki asırlarda Bizanslılara
tabi kaldı.
Arap tarihçisi Belazuri H.149-150(M.766) yılında yapılan bir Kemah
muhasarasını şöyle anlatır :”El-Mansur,H.149 da Bağdat’dan hareket edip,Hadisetü’l-Mavsıl
(Musul) a geldi.İlk önce Hasan Bin Kahtebe’yi,onun arkasından da Muhammed
bin Eş’as’ı kutsal savaşta (Bizans’a karşı cihad) bulunmak üzere gönderdi.
İki komutanın emrindeki kuvvetlere Abbas bin Muhammed’i emir yaptı.Abbas’a
onlarla beraber Kemh (Kemah) üzerine yürümeyi emretti.
Muhammed bin Eş’as,Amid (Diyarbekir) de öldü.Hasan ile Abbas
ilerlediler. Malatya’ya vardılar.Oradan yiyecek maddeleri yüklettiler.
Oradan kalkıp,Kemah çevresine geldiler. Abbas, mancılılklar kurmayı
emretti.Fakat kaledekiler mancılıklardan atılan taşlardan korunmak
üzere,kalelerinin (duvarları) üstüne dikenli ardıç ağaçları
yerleştirdiler, Müslümanları taşladılar. Bu taşların tesiriyle 200
müslüman şehid oldu.Müslümanlar Debbabe’ler (?) yaparak şiddetli bir
surette savaştıktan sonra kaleyi fethettiler.Abbas bin Muhammed bin Ali
ile birlikte Matar Varrak da,bu kutsal savaşlara katıldı.”
Kemah’ın Türklerin hakimiyeti altına geçmesi Malazgirt zaferinden
(1071) kısa bir müddet sonra oldu. Alp Arslan, Malazgirt zaferini müteakib
kumandanlarından Emir Saltuk’a Erzurum ve havalisini; Emir Artuk Bey’e
Mardin, Amid, Malatya ve civarını; Emir Danişmend’e Kayseri, Sivas, Tokat,
Niksar ve Amasya’yı; Emir Çavudur’a Maraş, Saros ve mülhakatını; Emir
Mengücek’e ise Erzincan, Kemah,
Şarki-Karahisar ve havalisini ıkta ederek bu memleketlerin fethedilmesini
emretmiştir. Bunun üzerine Kemah, Erzincan ve mülhakatını zabteden Emir
Ahmed Mengücek Gazi, Mengücek Beyliği’ni kurarak, müstahkem bir kaleye
sahip bulunması dolayısıyla, Kemah’ı merkez yaptı.
Mengücek Gazi’nin ölümünden sonra yerine oğlu İshak geçti. İshak,
Danişmend Ahmed Gazi’nin kızı ile evli idi. Artuklu emiri Belek Gazi’nin
ülkesine saldırması üzerine ona karşı koyamıyacağını anlayan İshak,
Trabzon dukası Konstantin Gabras’ın yanına giderek ondan yardım istedi
(1119). Gabras, İshak’ın teklifini kabul etti ve her ikisi de, askerleri
ile Belek’in karşısıma çıktılar. Belek de bunlara karşı Danişmend Gazi ile
ittifak yapmıştı. Her iki taraf Erzincan’a bağlı Şiran kalesi yakınlarında
karşılaştılar. Burada yapılan savaşta Gabras ve Mengücek-oğlu ağır bir
hezimete uğrayarak esir düşmüşlerdir (H.514/M.1120). Gabras,fidye
mukabilinde kurtulmuş, İshak ise Danişmend Gazi’nin damadı olduğundan
serbest bırakılmıştır.
İshak’ın ölümünden (1142) sonra Mengücek ülkesi, oğulları arasında
paylaştırıldı. Kemah, Melik Mahmud’a; Erzincan, Davud Şah’a; Divriği ise
Süleyman Şah’a düştü. Mengücek devletinin Kemah kolunun, Melik Mahmud’un
ölümünden sonra çökmesi üzerine Kemah, Erzincan beyliği idaresine geçti.
Davud Şah’ın 1151’de öldürülmesini müteakib, Kemah ve Erzincan, Divriği
hükümdarı Süleyman Şah’a tabi kılınmışsa da, çok geçmeden, Davud Şah’ın
oğlu Fahreddin Behram Şah (1165-1125), babasının beyliğine sahip çıkmıştır
(1165).
Çok iyi bir hükümdar olan Fahreddin Behram Şah zamanında bilhassa
Erzincan, mühim bir kültür ve ticaret merkezi haline gelmiştir. Burada,
babası ve kendi adına basılmış paralar mevcut olduğu gibi, yine kendi
ismini taşıyan bir medrese de bulunmaktadır.
Yağı-basan’ın ölümü (1164) üzerine II.Kılıç Arslan, Danişmend
Beyliğini, ülkesine katarak Mengüceklileri de kendisine tabi kılmıştır. Bu
suretle Mengücek oğulları Selçukluların himayesi altında uzun müddet
emniyet içinde yaşadılar. Nihayet Harizmşah Celaleddin Mengübirti ve Moğol
istilaları dolayısiyle Doğu Anadolu hudutlarını emniyet altına almak
isteyen Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubad (1220-2237), Erzincan ve
Kemah’ı ülkesine ilhak ederek Mengücek devletine son verdi (1228).
Kösedağ savaşını (1243) müteakib Moğolların Anadolu’yu istilasından
sonra, yapılan anlaşma gereğince Erzurum ve Bayburd havalisi ile birlikte
Kemah ve Erzincan’da uzun bir müddet Selçukluların elinde kalmıştır.
Nitekim H. 695 (M. 1295-96) yılında Erzincan’da II. Gıyaseddin Mes’üd
adına basılmış paraların mevcudiyeti bu hususu teyid etmektedir.
Son İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han’ın ölümünden (1335) sonra
Kemah ve Erzincan havalisinin, Sivas, Ankara, Kayseri ve Şarki-
Karahisar’a hakim olarakl bir devlet kurmaya muvaffak olan Eretna
oğullarının idaresine geçtiği, gerek Alaaddin Eretna (öl. 1352) gerekse
oğlu Gıyaseddin Mehmed (1352-1365) namına basılan paralarla sabittir.
Eretna oğullarının zaafından istifade ederek harekete geçen Erzincan
emirlerinin de zaman zaman Kemah’ı hakimiyetleri altına aldıkları
görülmektedir. Nitekim Erzincan emiri Ahi Ayna Bey’in ölümünü (1361)
müteakib Şarki-Karahisar’dan gelerek Erzincan’ı alan Emirzade Pir Hüseyin
Bey’in Bayburd’a kadar uzanarak burasını fethettiği bilindiğine göre, bu
arada Kemah’ı da almış olması kuvvetle muhtemeldir. Pir Hüseyin 1379
yılında ölünce, Erzincan emirliği Eretna oğullarından Mutahharten (Taharten)’in
eline geçti. Mutahharten, emir olur olmaz Erzurum, Çemişkezek, İspir,
Bayburd, Tercan, Kemah ve Şebinkarahisar (Şarki-Karahisar) şehirlerini
idaresi altına aldı.
Kemah ve havalisi, bir müddet, Erzincan emiri Mutahharten ile son
Eretna hükümdarı II.Mehmed Bey’i bertaraf ederek Sivas’ta hükümdarlığını
ilan eden (1381) Kadı Burhaneddin Ahmed (öl. 1398) arasındaki mücadelelere
sahne olmuştur. Kadı Burhaneddin, Erzincan emiri Mutahharten üzerine
yürüdüğü sırada (1394) Kemah valisi, kendisini karşılayarak itiatini
bildirdi. Kadı, Erzincan topraklarında büyük tahribat yaptıktan sonra geri
Sivas’a döndü. Çok geçmeden Mutahharten’in tekrar Kemah’a karşı harekete
hazırlandığını haber alan Kadı Burhaneddin, ikinci kez Erzincan’a yürüdü.
Bu esnada Kemah, Akkoyunlu Kara Yülük Osman Bey’in katl ve yağma
hareketleriyle neticelenen hücumuna maruz kaldı. Kadı Pulu savaşında
(1395) Mutahharten’ yenilince, Kemah tekrar Erzincan emirinin eline geçti.
Kadı Burhaneddin’in Kara Yülük Osman Bey tarafından öldürülmesinden
sonra (1398) Sivas’ı Osmanlı ülkesine katan Yıldırım Bayezid,Timur
hakimiyetini kabul etmiş bulunan Erzincan emiri Mutahharten’in kendisine
tabi olmasını istedi. Fakat Erzincan emiri, bunu kabul etmeyerek keyfiyeti
Timur’a bildirdi.Bu sıralarda Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf’la Sultan
Ahmed Celayir’in Osmanlı’lara ilticalarından dolayı,Timur ile Bayezid’in
arası açılmıştı. Timur, Erzincan emirinin bu müracaatı üzerine Sivas’a
yürüdü. Ordusuna Kara Yülük ile Mutahharten rehberlik ediyorlardı. Sivas’ı
yakıp yıktıktan sonra memleketine döndü (1400). Buna çok müte’essir olan
Bayezid, bizzat doğu hududuna gelerek Erzincan ile Kemah’ı Mutahharten’in
elinden almış ve kendisinin hakimiyetini tanıması şartıyla Erzincan’ı
tekrar ona vermiş ise de, Kemah kalesini iade etmiyerek buraya muhafız
koymuş; Mutahharten’in ailesini de rehine alarak Bursa’ya göndermiştir.
Fakat Timur, Yıldırım Bayezid’e karşı harekete geçince Kemah’ı zaptederek
yine eski sahibi Mutahharten’e verdi.
Kemah ve Erzincan civarı, bundan sonra, Akkoyunlu hükümdarı Uzun
Hasan’ın 1467’de Karakoyunlu devletini ortadan kaldırarak buraları
hakimiyeti altına almasına kadar geçen devrede, birbirlerine rakib bu iki
Türkmen topluluğu arasında sık sık el değiştirmiştir. Bunların
birbirleriyle olan amansız mücadeleleri yüzünden başta Erzurum, Erzincan,
Tercan ve Bayburd olmak üzere Doğu Anadolu’nun birçok şehir, köy ve
kasabaları, büyük ölçüde tahribata uğramıştır. Bu bölgeler ancak Uzun
Hasan (1453-1478) zamanında istikrar ve huzura kavuşabilmiştir. Fakat Uzun
Hasan’ın ölümünden sonra Akkoyunlu devleti, uzun süren taht kavgaları
yüzünden acze düşmüştür. İşte bu kargaşalıkların devam ettiği bir sırada
birçok Türkmen boy ve uluslarını etrafına toplayarak Safevi devletini
kuran Şah İsmail, 1500’de Azerbaycan, 1507’de Diyarbekir, nihayet 1508’de
Bağdad’ı alıp Akkoyunlu Türkmen devletine son verdi. Bu arada bütün
Akkoyunlu şehir ve kaleleri gibi çok müstahkem olduğu bilinen Kemah kalesi
1503’ten itibaren Safevilerin emrine girdi. Öyle anlaşılıyor ki, bu
tarihten itibaren kale ve civarında bulunan Akkoyunlu Türkmenleri şuraya
buraya veya Osmanlı ülkesine sığınmış, yerlerine Safevi taraftarı
Türkmenler yerleştirilmiştir
24 Nisan 1512’de tahta çıktıktan sonra, kısa zamanda kardeşler
meselesini halleden Yavuz Sultan Selim, sünni ulemadan aldığı fetvalar
üzerine,Şah İsmail üzerine yapacağı sefer için geniş çapta bir hazırlığa
girişmiş idi. Edirne’de toplanan Divan’da savaş kararı alan Selim, 23
Muharrem 920 (19 Mart 1514) günü buradan hareket edip 29 Martta İstanbal’a
geldi. Burada da gereken hazırlıkları yaptıktan sonra İstanbul, Eskişehir,
Konya ve Kayseri güzergahını takip eden Selim ve ordusu Sivas’a yaklaştığı
sırada, Sinop beyi Karaca Paşa 500 kişilik bir kuvvetle Erzincan
taraflarına gönderildi. Arkasından Sivas’ta 40.000 kişilik bir ihtiyat
kuvveti bıraktıktan sonra, yola devamla 12 Temmuz 1514’de Çaysu kenarında
İran hududuna varıldı.
Selim ve ordusu, Kemah’a tabi Gök-Seki konağına ulaşınca, Erzincan
kethüdası buraya gelerek itaatini arzetti. Bunu müteakib Selim,
sancakbeylerinden Faik Bey ile topçular kethüdasını Kemah kalesinin
teftişine gönderdi. Bu sırada ordu, donanma ile Trabzon’a nakledilen
zahirenin Erzincan’a vasıl olması için, bu civarda, bir haftadan fazla
beklemek zorunda kaldı. Bu müddet zarfında Kemah ve Bayburd taraflarına
akıncılar sevkedildi. Bu akınlar esnasında, Şah İsmail’in Tercan Beyi Emir
Ahmed, bu sırada Osmanlı hizmetine girmiş olan Akkoyunlu beylerinden
Ferruhşad Bey tarafından esir edilerek huzura getirildi. Bu suretle
Erzincan ve Tercan bölgeleri kolaylıkla fethedilmiş oldu. Osmanlı ordusu,
Tercan’da Mama-Hatun Kervansarayı civarındaki Eskidere (Eşkinci-Konağı)
menziline varınca Yahya Bey’i Mustafa Bey ile Trabzon Sancakbeyi Mehmed
Bey, Şah İsmail’in beylerinden Kara Maksud Sultani’nin müdafaa ettiği
Bayburd kalesinin fethine gönderdiler.
Yoluna devam eden Selim ve ordusu, Çaldıran’da Şah İsmaili mağlup
edip, ordusunu dağıttıktan sonra Tebriz-Kars ve Pasinler yolu ile
Amasya’da kışlamak üzere geri döndü. Selim Erzurum civarındaki Titkir
mevkiine geldiği sırada (15 Ekim 1514), daha 1507 senesinde sefer etmiş
olduğu Bayburd’un Kiğı kalesi ile birlikte fethedildiği haberini aldı.
Kaleleri zabdeden Emir-i ahur Bıyıklı Mehmed Paşa’ya,Erzincan-Bayburd
eyaletini vererek Şarki-Karahisar, Canik ve Trabzon sancaklarını da
vilayetine ilave etti ve kendisini serhad muhafazası ile görevlendirdi.
Selim Amasya’ya çekilirken harekata ertesi sene devam etmek niyetiyle
ordunun top ve cephanesinin Şarki-Karahisar kalesina bırakılmasını ve
askerin Ankara’da kışlamasını emretmiştir.
Gerçekten harekata ertesi sene devam edilmiştir. Kemah kalesine
sığınmış olan hasımlar, Erzincan’a hücum ile buradaki Akkoyyunlulardan (Bayındıriler)
bazılarını şehid etmişlerdi. Bazı tecrübeli beyler, kışı Amasya’da
geçirmekte olan Selim’e “Kemah kalesi düşmanın elinde bulunduğu müddetçe
Bayburd, Erzincan Kiğı’da emniyeti sağlamanın mümkün olamıyacağını”
söylediler. Bunun üzerine padişah, Mehmed Bin Varsak tarafından müdafaa
edilen Kemah kalesinin fethini Bıyıklı Mehmed Paşa’ya emretti. Bu emir
üzerine Bıyıklı Mehmed Paşa, Kemah kalesini muhasara etti ise de, pek
müstahkem olan kale, fethedilememiştir.
19 Nisan 1515 (5 Rebiyülevvelin 921) tarihinde Amasya’dan hareket
etmiş olan Yavuz,Sivas-Merzifon üzerinden Kemah’a yönelir.Amasya’dan
Kemah’a kadar bir ay zarfında gidilmiş,bu ara yolda bazı takviye kuvvet ve
harp araçları (Tokat’dan getirilen toplar) katılmıştır.Osmanlı ordusunun
bu ağır gidişinde,Şah İsmail ile ittifak eden Dulkadiroğlu Alaüddevle’nin
Memlük güçlerinin ani bir hücumunun olabileceği düşüncesi etkili olmuştur.
Ancak, ihtimal olan böyle bir saldırıyla karşılaşılmamış,sadece Karacabey
mevkiine gelindiğinde Memlük hükümdarı kansu Gavri’nin elçisi Kayseri ve
Bozakla ilgili bir “Name” göndermiş,o da sert bir cevap ile karşılamıştır.
14 Mayıs 1515 günü Kemah’a tabi Çıt hanı konağına gelen Yavuz,
ertesi Rebiyülahar’ın ilk gününde Ağarmi yurudu konağına,16 Mayıs Çarşamba
günü Yoğun Pelid’e,17 Mayıs Perşembe günü Gördeneç’e ve 18 Mayıs Cuma günü
ise Elmalı yurdu konağına varır.
19 Mayıs Cumartesi: Bugün Yavuz’un emrindeki kuvvetler Kemah Kalesi
önüne gelmişler ve aynı gün içerisinde kale,uygun yerlerden çevrilip güçlü
bir top ateşine tutulmuştur. Daha sonra ikindiye doğru kaleye Osmanlı
askerleri çıkmaya muvaffak olup,sancak çekilmiştir.Kale kumandanı Varsak
Mehmed 300 adamıyla sonuna kadar direnmiştir.Nihayet akşam vakti olduğu
saatlerde karşı koyacak hiçbir asker kalmamış,kaledeki diğer çocuk,kadın
ve ihtiyarlar esir edilmişlerdir.Kalenin fethinden sonra askerlere
yaptıkları işler sayesinde terfi ve ihsan dağıtımı olmuştur.
Zaferi müteakip ertesi günü,kaleye teşrif eden Yavuz Sultan
Selim,etrafı seyr-ü temaşa edip,görülücek yerleri dolaşmış.27 Mayıs’a
kadar 8 gün burada kalıp, kaleyi tamir ettirdikten başka, bir de burç
ilave ettirmiştir.(Kale girişinin üst tarafında inşa edilen bu burç,bugün
bile ,kalenin ayakta kalan en sağlam burcudur.).
Böylece ”fethi,selatin-i izamdan kimseye müyesser olmamış“ olan Kemah
Kalesi Yavuz Sultan Selim tarafından zabtedilerek Osmanlı İmparatorluğu
topraklarına katılmış oldu.27 Mayıs günü kalenin içine muhafızlar
koyup,Kemah’ı müstakil bir sancak olarak Karaçinoğlu Ahmed Bey’in
idaresine bırakıp Kemah’dan ayrılmıştır.
|